Altını Çizdiklerim

 André Gide - Dünya Nimetleri

"En cılız, en ölgün şehvette bile umut kırıcı bir ağırbaşlılığı vardı."

.....

"Yeryüzünde öyle geniş, umutsuzluklar, öyle sıkıntılar, öyle korkunç şeyler var ki, mutlu kişi mutluluğundan utanmadan düşünemez bunları. Gene de mutlu olmasını bilmeyen kişi, başkasının mutluluğu için hiçbir șey yapamaz. Mutlu olmanın karşı konulmaz zorunluluğunu duyuyorum benliğimde. Ama ancak başkasının zararına olan, başkasını yoksun bırakan sahipliklerle elde edilen her mutluluğu da iğrenç buluyorum. Bir adım daha attık mı, ağlatısal toplum sorununa geldik demektir. Aklımın bütün kanıtları bir araya da gelse, komünizmin eğiminde tutamayacak beni. Bana yanlış görünen şey, varlıklı kişiden, ruhunun bağlı kaldığı zenginliklerden gönlüyle vazgeçmesini beklemek ne hoș bir düș. Bana gelince, ben her türlü tekelci sahiplikten tiksinir oldum; benim mutluluğum vermeden oluşmuş, ölüm fazla bir şey alamayacak elimden. Ölümün beni en çok yoksun bırakacağı şeyler, dağınık, doğal, tutulamayan, herkesin malı olan zenginlikler, ben her şeyden önce bunlarla sarhoş oldum. Gerisine gelince, ben bir hanın yemeğini en iyi hazırlanmış sofradan halk bahçesini duvarlarla çevrili, en güzel bahçeden, gezintiye çıkarken yanıma almaktan korkmadığım kitabı en ender baskıdan üstün tutarım, bir sanat yapıtını tek başıma görecek olsaydım, yapıt ne denli güzelse, kederim de sevincime o denli baskın çıkardı. 

Mutluluğum, başkalarının mutluluğunu artırmak. Mutlu olmak için bașkalarının mutluluğuna gereksinimim var."

.........

"Körpe olan her şeyin yumuşak da olduğunu o zaman anlayacaksın. Tomurcuklar ne kılıflara bürünmezler! Ama yumuşak filizi ilkin koruyan șeyler, filizlenme tamamlanır tamamlanmaz onu rahatsız etmeye başlar; her gelişme ancak bu kılıflar, ilkin onu sarıp sarmalayanları çatlatmakla olanaklıdır. İnsanlık, kundak bezlerini sever; ama onlardan kurtulmasını bilmedikçe büyüyemeyecektir. Sütten kesilmiş çocuk annesinin göğsünü itmekle nankör olmaz. Süt değildir ona gereken. Arkadas, sen de yiyeceğini geleneğin bu süzülmüş imbikten geçirilmis sütünde aramaya boyun eğmemelisin artik. Dişlerin var ya işte, çiğnersin, gerçekte bulmalısın seni besleyecek şeyi. Yiğitçe, çırılçıplak doğruluver; çatlat kılıflarını; desteklerini, elinden tutanları uzaklaştır kendinden; dimdik büyümek için yalnızca kendi özsuyunun atılışı, bir de güneșin çağrısı gerek artık sana.

  Her bitkinin tohumlarını uzağa attığını göreceksin; ya da tohumların tepeden tırnağa lezzete bürünüp kuşu iştaha getirdiğini, kuş olmadan gidemeyecekleri uzak yerlere götürüldüklerini; ya da uskurlarıyla, tuğlarıyla kendilerini yolcu yellere bıraktıklarını. Çünkü toprak uzun zaman aynı türden bitkileri besledi mi yoksullaşır, zehirlenir, yeni kuşak da önceki kuşağın beslendiği yerde besin bulamaz. Atalarının sindirdiğini sen de yemeye kalkma. Çınarın, firavunincirin kanatlı tohumlarının, baba gölgesinde solmadan, cansızlaşmadan başka bir şey bulamadıklarını anlarcasına uçuşmalarına bak.

   Ve özsuyun dalların en ucundaki tomurcuklan, gövdeden en uzak tohumları daha çok şişirdiğini de göreceksin. Anla bunu, elden geldiğince geçmişten uzaklaşmasını bil."

........

"Olabilecek seylerle dolu bir boşluk. Olmuş olan olmakta olandan daha az önemlidir benim için; olmakta olan da olabilecek olandan ve olacak olandan daha az önemlidir. ' Olur'la 'olacak'ı karıştırıyorum. Olabilir'in varlığa gelmek için çabaladığına, olabilecek olan her şeyin de, insan azıcık yardım etti mi, olacağına inanıyorum."


 Erlend Loe - Doppler


"Ayrıca onunla birlikte olmanın insana ilham veren bir yanı da yok."


"Şimdi hayatta olanların yok olması ve yerlerine yeni bir insanlığın gelmesi gerek. Boș bir sayfa açılması lazım. İnsan ırkının saldırgan nitelikleri bir miktar azalmalı. Daha az yufka yürekli bir insanoğlu, büyük resmi görebilme yeteneğine sahip yeni bir tür ortaya çıkmalı."


"Gençler, her șeyi satın almak yerine eşya ve hizmet takasına özendirilmeli. Dünyanın geleceği buna bağlı. Dünya insanlara ait değil. insanlar dünyaya ait."



........


Alfonso Signorini -

Çok Gururlu Çok Kırılgan


Böylece babasını hep yanındaymış gibi hissedebilirdi.

......

Hayatında artık aşka ve hatta tahrip edici hiçbir tutkuya hiç yer yoktu.

......

Napoli havasını doyasıya içine çekmek Ona iyi geliyor, güç ve tutku veriyordu. Bu keyfin tadını çıkarmak için biraz daha orada kalmak istedi ama doğuştan yüklenmiş olduğu o sorumluluk duygusu galip geldi. Her türlü kaçamağa karşı koymasına yardım eden demir gibi güçlü iradesi onu şimdiye dek hep ilk sıraya yerleştirmiş ötekilerden üstün kılmıştı. 

......

Zorunluluk nedeniyle bir Çingene yaşamı sürdüren Maria'nın yüreğinin derinliklerinde taşıdığı aileye bağlılık duygusuna da sahipti. "Aynı benim gibi, tek farkla onun parası olması," diye düşündü kendi kendine.

.....

Onasis hiç beklemediği bir yanıt vererek Çok basit çünkü senden hoşlanıyorum," deyiverdi. "Ama henüz kendini serbest bırakmayı öğrenemedin. Ama benden kaçamayacaksın Maria. Ben bir hayvanım. Yabanı ortada büyüyen hayatta kalabilmek için savaşan ve öldüren o hayvanlardan biriyim. Hayatıma iyi gelecek şeyin kokusunu hemen alırım.

.......

Ve sen benim olacaksın, çünkü kader böyle istiyor. Yunanız, aynı kanı taşıyoruz, bunu ikimiz de çok iyi hissediyoruz: birbirimize ihtiyacımız var. Yenmen gereken binlerce kent- soylu ve kasabalı korkun var. Şansını aramak için Yunanistan'dan gemiye binerek New York'a giden Atinali genç kız halâ senin içinde yaşıyor. Sonra Birleşik Devletler in binler. ce güçlüğü ile yüzleşmek yerine İtalyan kasabalarında ün kazanmayı yeğledin. Bütün bunlar seni biraz kırgın ve mütevazı kılmış. Ama ben senden bir kadın yaratacağım."

......

Onasis'i tanıdığından beri içinde kendini ona armağan etmek için güçlü bir dürtü duyuyordu. Bu şiddetli fiziksel duygu yüzünden utanma, sıkılma yaşamıyordu Duygularına, baskın tutkularına yenik düşerek yaşamak nedir hiç bilmemişti ama şimdi yakında, çok yakında kontrolü elden bırakacağını hissediyordu.


Sally Rooney - Intermezzo


Onlar arkadaşları aracılığıyla iş bulurken o kendi başının çaresine bakmak zorunda.

....

Onların doğustan sahip olduğu seyler için çalışması gerekiyor.

....

Onların asla anlamayacağı şeyler. Salt imtiyazın onun edindiği zenginliklere yaklaşamayacağını düşünüyor. Güzellik kültür: Evet. Satın alınamaz.

....

Hayır. Başından beri aynı şeyi istiyor aslında: Haklı olmak. Kesinlikle haklı olduğunu kanıtlamak.

....

İnsan cinselliği temelde her zaman nabız gibi zonklayan, düşünmesi bile korkunç, acınası bir özgüvensizlik içermez miydi?

.....

Arzu doğası gereği mantığa direnir.

.....

Kararlılığının devasa güdüsü. Çok gururlu, intikamcı, hırslı.

....

İkisi de çabalayan huzursuz ruhlardı. Ivan ve babaları farklıydı. Doğalarında kabullenme vardı, evet hayatın açıklanamaz zalimliklerini dilsiz bir şaşkınlıkla kabullenme.

.....

Güzel kızlar hep en küstah erkeklere ilgi gösterir.

.....

Ivan günümüzde insanların her konuda çok fazla fikri olduğunu söyleyerek burun kıvırdı.

.....

Sanırım sonunda birimizin canı yanacak diye korkuyorum. Ivan bunu duyunca şaşırmış veya endişelenmis görünmeden fincanına kahve doldurmaya devam etti, Evet, besbelli, dedi. Yani, bu mümkün. Hatta muhtemel olduğunu bile söyleyebilirsin. Fakat yine de insan hayatını yaşamalı bana kalırsa. 

.....

Arada bir Margaret'a önden anlattığı, bir anekdotu tekrarlamadan önce şöyle diyor: Daha önce anlattığımı biliyorum ama neyse. İkinci anlatışında bazen daha ilginç ya da açıklayıcı bir ayrıntı yakalamış oluyor, ama bazen de olayı birebir aynı şekilde anlatıyor ve bunu belki de bu hikâyeleri onca zamandır içinde tutmanın baskısından kurtulabilmek için yapıyor.

......

Margaret bu olayları kabullenişle, sevgi ve şefkatle karşılayacak, Ivan'a içtenlikle en iyi dileklerini sunacak, ona Ivan'nın ruhu gibi görünen şeyin güzel saflığını her zaman hatırlayacak. Yakınlıklarının ara faslından sonra Margaret'in hayatı önceki gibi devam edecek, daha kötü olmayacağı gibi, belki de onun sevgisiyle biraz daha iyi hale gelmiş olacak.

.....

Onu görmek bile yeter. O zaman daha iyi hisseder Ona Christine'i, Ivan'ı, gelen telefonu anlatır, içinde biriken kötü hisleri onun sohbetinin tanıdık tınısında dağıtır.

.....

Dawson Caddesi'nin üstündeki umulmadık mavilikteki gökyüzünde tek başına küçük ve beyaz bir bulut var. Hava soğuk ve güneşli. Merak etme, önemli bir sey değildi. Yalnızca annemden, kardeşimden, işimden kişisel hayatımdan yakınmak istemiştim. Senin sık sık ve muhtemelen tam şu anda dayanılmaz acılar çektiğin yönündeki bilgiyi yine unutmuşum ya da özenle bastırmışım. Üzerinde uzun uzun düşünmemeyi tercih ettiğim bir konu. Hayır, aslında ișe gitmediğini bana haber vermemen yüzünden biraz ihmal edilmiş hissediyorum. Ofisteki sıradan bir iş arkadaşın bile hasta olduğunu biliyor ama benim haberim yok. Boşver, konu o değil. Evet, seni arıyordum ama yalnızca görmek ve yakınında olmak istemiştim ve aslında fiziksel olarak birbirimize yakın olduğumuz, göz teması kurduğumuz, bir süre için birbirimizin soluklarını içimize çektiğimiz sürece ikimizin de ne söylediğinin önemi olmayacaktı, buna ne dersin bakalım.

.....

Bir yandan da, dürüst olmak gerekirse, muhtemelen içten içe sana kızıyorum. Beni bıraktığın için. Dürüst olmak gerekirse.

.....

Seni düş kırıklığına uğratmışım gibi hissediyorum. Bilirsin, seni yüzüstü bırakmışım, sen de benden tiksinmişsin gibi. Bazen gerçekten benden nefret ediyorsun gibi geliyor. Evet. Benim iyiliğimi gözetmek için ayrıldığımız düşüncesi. Sanki sana minnettar olmam gerekirmiş gibi. İncitici, çok incitici. Bazen, dürüst olmam gerekirse, beni cezalandırıyormuşsun gibi geliyor.


Hâlâ başını kaldırmadan, eli yüzünde, gözlerinde. Belki de minnettar olman gerekiyordur, diyor. Hayatını yaşadın, yaşamadın mı? Son, kaç yıl, altı veya yedi yıldır hayatını yaşadın. Ben yaşamadım.


 Başka kadınlarla görüşmemi kastediyorsun diyor, Peter. Hayatını yaşamak dediğin bu. Mutlu olduğumu düşündüğünü hiç sanmıyorum. Kim bilir kaç kez sana gelip birlikte olalım diye yalvardım. Daha geçen hafta burada kalırken. Benimle konuşmanı sağlamaya çalıştım. Ya da sana dokunmaya veya öpmeye, her neyse. Biliyor musun, bence bir yandan gerçekten hoşuna gidiyor kendimi o şekilde küçültmemi seyretmek. Beni yeniden reddetme fırsatı bulmuş oluyorsun. Bence içten içe bundan keyif alan bir yanın var. 


Eh, gurur okşayıcı elbette, diyor Sylvia. Hem de çok. Ayrıca hayal etmesi ya da düşünmesi de hoş belki Bana hâlâ öyle baktığını. Taş değilim. Duygularım var. Belki de bana yalvarılmasından haz duyuyorumdur.

.....


Özür dilerken 'şayet' demezsin, diyor Ivan. Koșullu cümleler kuruyorsan özründe samimi değilsindir.

.....

Çünkü yaşayan birinin kendi gerçekliği vardir, diyor Ivan.

.....

Sıradan varolușun içine hapsolan, tüm insan hayatının kaynağı, her şeyin kökeni olan bu arzu.

......

Duygularımızı işe karıştırmadan birbirimizle oynayabileceğimizi  sandık.

.....

Biliyor musun, hayatına bensiz devam etmeni aslında istemedim sanırım. Hep istediğimi söyledim ama gerçekte istemedim. İçten içe biliyordun istemediğimi, bence. Seni olanaksız bir duruma soktum. Bir șey yapmanı söyledim ama başka bir șey yapmanı istedim. Şimdi de bana özür borçlu olduğunu düşünüyorsun. Ne için peki? Başka biriyle tanıştığın, başka birine âşık olduğun için, ki bu tam da yapmanı söylediğim şeydi. Asıl özür dilemesi gereken benim. Acımasız davrandım. Sen kendin de söyledin kıskandığımı. Doğru da, kıskandım.

......

Bu kadar uçucu bir şeyden, hayattan anlam çıkarmak.

Yorumlar

Popüler Yayınlar